top-image

OLDER ARTICLES

Hayır.. Bu çok fazla.. Yapamam, kimsenin beni üzmesine izin veremem.. Ah, hayır.. Kafam karışıyor.. Karışıyoo…

Ağlama, sakın ağlama.. “Rabb’m yardım et!” Sakinleş.. Sakın ağlama.. Sakın bırakma kendini.. Hayır, sakın yapma bunu.. “Rabbi’m kurtar beni!”

Noluyo ? Anlayamıyorum.. Her şey öyle karışık ki.. Miğdem bulanıyor…

Sakinleş.. Kendini bırakma sakın.. Bırakmaa.. Bak, insanlar kendini kaybediyo, kendini siliyor.. Sen bu sefer kendin olmaya yaklaşıyorsun.. Yapma, sakın bırakma kendini.. Akmasın gözünden yaş.. Zamanı daha gelmedi..

Sakinim.. Bırakamam kendimi.. Bana bunu yapmalarına izin veremem..

Aynaya bakınca yanyana duran iki tane ben görüyorum. Gerçekten görüyorum.. Deliriyo muyum ? İki tane ben, bir oluyorlar sonra. Oh, çok şükür.. Kendimi buluyorum.. Buluyorum.. Kendime geliyorum. Hoşgeldim..

Vazgeçmek mi ? Bunu gerçekten yapacak mıyım ? Bilmiyorum.. Ne yapacağımı, ne düşüneceğimi bilmiyorum.

Karışıyo.. Kafam karışıyo.. Neden yapıyorsun bunu..? Ne yapıyorsun..? Deliriyorum.. Kayboluyorum.. Boğuluyorum.. Neredeyim ? Kimim? Neredesin..? Kimsin sen..? Kahretsin, içimdeki bu boşluk da nerden çıktı.. Tam miğdemin üstünde, kalbe yakın biyerlerde.. Dokununca tekrar miğdem bulanıyo.. Bulanıyo.. Kafam da bulanıyo..

Sakinleş.. Sus biraz.. Hepsi, hepsi geçecek. Çok az kaldı.  Kurtuluyorlar bizden.. Kurtuluyoruz karışıklıktan.. Hiç bir şey düşünme.. Sadece kaybetme kendini..

Sakın, sakın ağlama şimdi.. Daha zamanı gelmedi...


Hani bir damlayla başlar ya yağmur.. Aynen öyle başlamıştı her şey. Önce umursamadım gönlüme düşen yağmur damlacıklarını. Görmezden geldim.. Bir süre sonra hızlandı yağmur.. Damlaya damlaya göl oldu.. Sevmemiştim bu gölü. İçinde “van gölü canavarı” falan olabilirdi, korkutucuydu. Yağmurun dinmesini fırsat bilip, gölü yok ettim. Ya da sadece yok ettiğimi sandım.

Çok geçmemişti ki yağmur tekrar yağmaya başladı. Hem de bu sefer bardaktan boşanırcasına.. Biriken yağmur suları bi deniz oldu.. Öyle fırtınalar koptu ki bu denizde, onu daha fazla görmezden gelemedim. Kabullendim… Evet, oradaydı ve her nefes alışımda daha da büyüyordu. Yağış hiç dinmedi.. Bazen dolu gibi sertti,canımı yaktı. Bazen kar gibi yumuşacıktı. Şekli değişse de hep devam etti yağış… En sonunda koca bir umman oldu. O kadar büyük bir umman ki sığmaz oldu gönlüme.

Acaba bu yüzden mi gözümün suyu çıkıyo benim ?  Bu koca umman gönlüme sığmıyo diye mi akıyo gözümden yaşlar ?

Emir ve Hasan, Kabil’de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk… Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir’le Hasan’ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur.

Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır. Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California’ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan’ın hatırasından kopamaz.

Kitabın en önemli artısı anlatımın duyguyu çok etkili bir biçimde sunmasıydı bence. Hani bazı kitaplarda okuduktan uzun bir süre sonra kitaptaki öyküyü hatırlamasanız bile okurken hissettiklerinizi asla unutmazsınız ya.. Uçurtma Avcısı da o kitaplardan. İtiraf etmeliyim ki okurken bazı yerlerde ağladım. Dostluk, sadakat, sevgi, pişmanlık… Ödenecek kefaret, Emir’i rahat brakmayan vicdanı..Ve en sonunda yeniden umut.

Öyküde alttan alta verilen ve beni rahatsız eden bir kaç şey vardı ancak, bunlar her okuduğuna körü körüne inanmadıktan sonra çok fazla sorun oluşturmaz diye düşünüyorum.

Afganistan’daki durumu da hatırlatmış oldu bu kitap. Oturup araştırma yapmaya sevketti. Yani hem duygusal hem de düşünsel açıdan artıları olan bir kitaptı.  Sonuç olarak, tavsiyedir, okunası bir kitaptır.

Yazı yazamayan bir insan ne yapar? Tabi ki maddenin gücünden faydalanır :) Bakalım bu insan bugünlerde neler yapıyor ?

  • Yaz gelmiş, çiçekler açmış, arılar hep çalışmış. Amma gelin görün ki, bu insan hiç çalışmıyormuş. Sabahtan akşama kadar oturuyor, internette gezinip duruyor. Nadiren TV izliyor.Arada sırada da kitap okuyor.
  • Yapılması gereken bir sürü işini savsaklıyor, erteliyor. Sürekli planlar yapıyor ama asla harekete geçmiyor. Tembelliğin dibine vurmuş durumda.
  • Ufukta yeni bir blog görüyor. Hatta yazıları yazmaya başladı bile. Ama tereddütlerinden kurtulamadı. Belki de vazgeçer.
  • Bilgisayarına sızan virüslerle dost olmaya çalışıyor. Henüz bir yamuklarını görmedi ama onlara güvenmemesi gerektiğinin farkında.
  • Ne zaman haberleri izlese, dünya benim midemi bulandırıyor diyip karamsar bir moda giriyor. “Ben bu dünyanın insanı değilim sanki”
  • Bu gün komşunun çocuğu gelince izlesin diye  Ratatuy’u koydu dvd playera. Sonra çocuk gitti, o izledi filmi. “Bunu daha önce neden izlemedim ki ben”
  • Artık maddeler tükendi. Bu son maddede de sana hal hatır sorayım okuyucu. Eee nasılsın görüşmeyeli ? Heey orda mısın ?
Page 2 of 18:« 1 2 3 4 5 »Last »
bottom-img